OĞLUNUN  GÖZÜNDEN  CENGİZ BAYKAL

Oğlunun Gözünden Babası: Cengiz Baykal

Hangi köyden geldiğini şimdi hatırlayamadığım ,çoğu zaman olduğu gibi bir amca gelip, dükkân kapısından içeri uzun süredir temizlenmediği açıkça görülen gayet tozlu bir halıyı dünyanın en küçük hali dükkânı olan dükkânımızın ortasına “Hayırlı işler oğlum!” diyerek fırlattı. Ortalığı kaplayan tozun arasından sıyrılıp “Ne kadar istiyorsun amca?” dedim. “Ver bir 100 kayme.” dedikten sonra ben on dört  yaşımda artık hemen her şeyi öğrenmiş bir ticaret insani edası ile “Amca buna temizlik ister, biraz tamir ister ,70 lira vereyim.” der demez yan pencereden o sırada bize bakan babamı gördüm. Gözleriyle beni yanına çağırdı, amcaya hemen döneceğimi söyleyerek babamın yanına gittim. Bana önce amcaya çay söyleyip söylemediğimi sordu, “Yeni gelmişti, daha söylemedim.” dedim düşüncesizliğimi belli etmemeye çalışarak. Sonra halının 100 lira edip etmeyeceğini sordu bana. Pencereden halıya bir kez daha baktığımda “Edebilir, çok kötü değil baba.” dediğimi hatırlıyorum.

Sonrasında, tüm hayatım boyunca her konuda uygulamaya koyduğum hayat düsturumu kazandım: “Oğlum, bak bizim kaç halimiz var.” dedi babam. Dükkândaki halılarımızı işaret ederek, o zamanlar sadece 27 m2 olan halı dükkânımızda yaklaşık 110-120 adet halimiz vardı ki babamla annem dükkânı ilk açtıklarında 9 adet hali ile açmışlar ve annem her zaman anlatır: “Bir müşteri 9 halıyı açtıktan sonra başka yok mu diye sorduğunda çok utanmıştık.” diye gözleri dolarak o günleri yasayarak anlatır.Yani bize göre çok halimiz vardı artık. “120’ye yakın mal var baba.” diye yanıtladım.

 “Bak oğlum, o amcanın her ne sebeptense satabileceği sadece 1 hali var ki bizim adımızı duyup, güvenip gelmiş ve onu satıp isini görecek ; o amca çok fazla bir miktar istemedikten sonra onun istediğinden az vermeyeceksin, onunla pazarlık etmeyeceksin ancak bu işin ticaretini yapanlarla edebilirsin ama onunla etmeyeceksin ve hatta amca onun ticari değerini bilmeyebilir, sen işini öyle öğrenecek öyle bileceksin ki eğer böyle bir amca gelip değerinden az istiyorsa da ona değerini söyleyip az istediği taktirde ona alması gereken miktarı sen teklif edeceksin .Bilmeyeni koruyacak bilgiye sahip olacaksın. Git simdi o amcaya önce çayını söyle, sonra hali 100 lira edebilir diyorsan amcaya 100 lirasını takdim et, dedi. Öyle de yaptım, amca memnun ayrıldı. Çayını yanında cigarasıyla keyif alarak içtikten sonra küçük bir de sohbetimiz oldu halıyı niçin satmak durumunda kaldığını içeren. Bu sohbetten sonra babamın niçin öyle düşünerek bana tembihte bulunduğunu daha iyi anlamıştım.

Bir gün bir arkadaşı ile konuşurken lafının bir yerinde “Çok şükür, zenginiz.” dediğini duydum. Arkadaşı gittikten sonra dayanamayıp sordum :“Baba benim bir bisikletim bile yok, zenginiz dediğini duydum abiye, neden o zaman bisikletim yok hala?” diye sorunca, “Oğlum, lafın başını duymamışsın, ben arkadaşıma bizim borcumuz yok çok şükür o yüzden zenginiz demiştim.” deyince zenginliğin ne demek olduğunu anlatmıştı bana.

Çocukken anne babalarımıza hep kızarız çünkü onlar bize doğru olmayı öğretmeye çalışır. Hâlbuki çocuklar doğru veya yanlış olsun sadece istediklerini yapmak isterler. Bu yüzden babamla çok tartışma yaşamışızdır, başkaları da. Babamın genel yapısının asabi olduğunu düşünürdü hep, zamanla ben bunun aslında yanlışlıklara karşı durmak olduğunu öğrendim. Bugün beni ben yapan, karakterimin, hayat şeklimin oluşmasına sebep annemle babamın birbirlerine olan sevgisini, işlerindeki, yaşadığımız zorluk ve acılardaki birlikteliğini, işimizden kaynaklı dünyanın her yerinden gelen her türlü insanla olan karşılıklı tutumlarını görmek, yaşamış olmaktır.

Babamın boş kaldığını hemen hiç görmedim.Mutlaka yapacak bir şey bulurdu ve bana da sürekli işim olmasa da en az bir hobi edinmemi, bir enstrüman çalmasını öğrenmemi tembihlerdi.

18 yaşında, üniversitede okuyan kızı Esen ablamı kaybettikten sonra tek çocuk kalan beni hiçbir zaman doğruluktan vazgeçmeyerek, şımarmama sebep olabilecek her şeyden uzak bir şekilde, devamlı ama devamlı bir iş ile meşgul olarak, çalışarak geçirdiler ömürlerini annem ile babam.

Belki de acımızı hep çalışarak, kendimizi devamlı meşgul tutarak ve insanlara gerek ücret karşılığı gerekse ücretsiz yardımcı olmakla bastırmaya çalıştık. Öyle geçirdiler ömürlerini.

Babamdan bahsederken tekil yazamıyorum çünkü onlar hiç ayrılmadılar. Hem işlerinde hem de kendilerine ait kalan çok az özel hayatlarında hep birlikte yaşadılar. O yüzden Esen ablamın vefatından sonra çok şeyden uzak kaldılar. Babamın yapmış olduklarını ben daha iyi yapabileyim diye hep destek oldu, gerek sporculuk hayatımda gerekse onun yapamadığı  yüksekokul tahsilinde. İmkânsızlıklara rağmen babamın kendini bu kadar iyi yetiştirmesinden sonra eğer ki yüksekokul tahsili yapsaydı ne durumda olurdu onu tahmin bile edemiyorum. İnsan olarak çok farklı bir yapısı vardı hiç durmayan ve öğrenmeye hep aç olan…

Şerif Baykal 

kaynak:EFES LEYLEK DERGİSİ

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!